ne güzel sey günesli bir gün hava nasil da sakin firtinadan sonra havada bir bayram var sanki ne güzel sey günesli bir gün
ama baska bir günes var ki daha güzel, o bebegim oh, benim günesim senin yüzünde oh günes, oh benim günesim senin yüzünde senin yüzünde
gece olunca ve günes batinca bana öyle bir hüzün çöker senin pencerenin altinda durmak isterim gece olunca ve günes batinca
ama baska bir günes var ki daha güzel o...
bir çukurdayız sanki hepimiz... sorunlarımız farklı olsa da, ruhlarımız paralel, isyanda... kaçımız anlıyor birbirini, kaçımız ışık tutabiliyor, kör karanlığımıza... sevgiye açız, bir ele muhtacız hepimiz, gerçek ve dürüst bir ele... depresifik...
işkence çekmektense, intiharı tercih ederim...
açıklama yapmak zorunda kaldım:)).. burda anlatmak istediğim, eğer bir ilşki, işkence haline geldiyse, ne kadar aşık olursam olayım, ne kadar seversem seveyim, o ilişkiyi bitiririm...anlamındadır...
istekleriniz var yalnızlığınız var acılarınız var...
ayrık değilim sizden muzdaripim aynı dertlerden farkım şudur ki, kendime, saygım var...
ben değerliyim,benim için duygularım değerli,benim için herşeyden ve herkesden değerli...
ve bilinmeli ki, canımı acıtan, canının yanmasına hazır olsun...
depresifik...
5 yorum var - 25 Ağustos 2008 01:20
günlerce süren, uzun kaprislere katlanamam, acıdan doğan öfkeyle yaşayamam...
kangren olmuş ruhumun köşesini, kesip atmaktan hiç kaçınmam,
böyle gerektirir, ruh sağlığım...
daha önceden ölerek, dersimi aldım ben, kimseyi kendimden fazla sevemem,
böyle gerektirir, ruh sağlığım...
iyi ki, sorgulandı, iyi ki, yaşandı bunlar, erkenden...
zararın neresinden dönülse kardır, işte, yaktım gemilerimi!!
aldım başımı, gidiyorum yalnızlığıma, bir daha da, bakmam ardıma,
çünkü, böyle gerektirir, ruh sağlığım...
depresifik...
sevmek ve sevilmek yetmiyor anlamak ve anlaşılmak gerek eğer anlayamıyorsak birbirimizi iki ruhsuz bedenden başka ne kalır ki, geriye... depresifik...
Mazeretim Var Asabiyim Ben
Gülmüyor yüzüm Hayat zor oldu Güller susuz Kurudu soldu Tövbe ettim Gene bozuldu Yüreğim yanar Mazeretim var Asabiyim ben Mazeretim var Asabiyim ben
Eskidim belki Gönül yoruldu Aşık oldum Soru soruldu
Affet beni Kırdım istemeden Yüreğim yanar Mazeretim var Asabiyim ben Mazeretim var Asabiyim ben
Boş laf bunlar Hepsi bahane Halim ne kötü Ne şahane Nedir bu böyle Aynı hikaye Suç kimde Neden böyle
Üzdün yeter üstüme varma Soru sorma biliyorsun Mazeretim var Boş konuşma görüyorsun Asabiyim ben Mazeretim var Asabiyim ben Mazeretim var Asabiyim ben
MFÖ
monaliza, çok iyi bir dosttur
monaliza, çok güzel sesiyle düzgün türkçesiyle, çok tatlı konuşur...
monaliza, yürür ve koşar... monaliza, yemekler, pastalar, börekler, yapar...
monaliza, altın gibi bir kalbe sahiptir... siz, hakketmeseniz de, sizin için ağlar üzülür...
monaliza, güçlüdür, şaşıran biri için, ne yerini, ne dostlarını terketmez... depresifik
8 yorum var - 14 Ağustos 2008 14:01
hiçkimseyi kandırmadım hiçkimseyi kullanmadım tüm yaşadıklarımın arkasındayım, tüm söylediklerimin arkasındayım. çocuk ruhum,hiç büyümedi, deli ruhum, kendi olmaktan vazgeçmedi... öyle temizim ki... ulan! hep birlikte katran olsanız, beni lekeliyemezsiniz... depresifik
2 yorum var - 10 Ağustos 2008 04:22
aklını asmış bir hammala rastladın, meydanın düş kenarında... sırtında bilmediği, anlayamadığı bir yük taşıyan... kuş kadar ürkek ama, her nasılsa deli cesarti olan... o, bakıyor ama, göremiyor seni, bilmiyor, bilmece çözmeyi, hem, ne gerek var ki? kılıç keskinliğinde, yalındır sevgi... vesselam...
depresifik
7 yorum var - 10 Ağustos 2008 02:26
kafam karışmamalı, onca yaşanan zamandan sonra, sanırım bu hakkımı kaybettim, çınar gibi olmalıyım.... fırtınalara hiç aldırmadan, büyümeli ve büyütmeliyim, allahım, sen güç ver bana...
ey gönlüm, olmaz! önce kendine, sonra yaşayacaklarına, inanmadan olmaz... unutulmamalı! her istençli eylemin öncesi inançtır yeter ki, dürüst olunsun, ve yarının bilinmezliği hatırda kalsın, bu yolda, kayıplar bile kazançtır... depresifik...
0 yorum var - 09 Ağustos 2008 00:21
körüklüyorum,hasretimi, vuruyor merak, haz ve uzaklığın acısı... parmak uçlarındadır şimdi yüreğim, duyuyor musun sesini? her vuruşu senin adın... hiç dokunmadım ki daha kokunu duymadım... ve zaman, en büyük düşmanım ruhumda bir sabırsızlık sanki kıyamet kopacak yarın... depresifik..
2 yorum var - 08 Ağustos 2008 03:23
mantığım kör oldu bu yüzden, aklımı astım boşluğa şimdi gönlümle düşünüyorum ve sadece hissediyorum
kafamda tilki, gönlümde ceylan geziyor... hangisi, ceylan mı, tilki mi?
belki de sen bana fazlasın, belki de ben seni hiç anlamadım, belki de kaçmam lazım, belki de ben... depresifik
7 yorum var - 07 Ağustos 2008 17:56
sadece kendimi varetmeye çalışıyorum sadece kendimi yaşıyorum tu kaka mı oldum şimdi? o zaman durmayın terk edin beni, ama durun! daha bitmedi: haberiniz olsun, sandığınız gibi değilim... ben,çok bencilim yetmiyor bana ilginiz, sevginiz, daha fazla, çok daha fazlasını isterim...
ne kadar bencilsen, o kadar ihtiyaç duyarsın işte acımızın kaynağı, kimse kendini kandırmasın...
cevap vermiyorsam eğer, tembelliğimdendir, ya da anlamadığım içindir... üstelik ben, mecbur muyum sizi anlamaya? ya süslersiniz yazılarınızı, lastik gibi sünen cümlelerle... Oooo! zeka belirtisidir bu, çoğunuza göre... ya da gizlersiniz kendinizi, soyut imgelerle... banane beee, banane... ben yürüyorum kendi yolumda herşeyim meydanda, ulu orta kesişirse yolumuz beraber yürürüz, aksi takdirde uğurlar olsun, ona, buna, sana ve hatta bana... depresifik
yoğun duygu ve anı bombardımanı altında işkence çeken yorgun bir ruh... zamana ihtiyacım var... kurduğum dünyanın kapısını yeniden açabilmek için, zamana ihtiyacım var...
az kalsın kendimi kaçırıyordum, ucundan tutabildim son anda... ne ben değişmişim, ne sokaklar... değişen binaların dış cephesi, insanların renkleri.. içimiz, en derinimiz hep aynı...
sokakların dili yok, hafızası yok... ve bende herkes kadar bencil olabilirim, herkes kadar oyuncu, ne eksik ne fazla...
herşey geçer, yaşamak lazım sonuna kadar... ama bilinki dostlar! şu anda karşınızda başka biri var, ne kendime acıyorum, ne de size! kırabilirim sizi, siz de kırabilirsiniz beni...
yaşanan süreçte, başka bir evre işte, herşeyin anlamı birbaşka, herbirimize...
ne olursak olalım, bir ayağımız gülbahçesinde olsa da diğer ayağımız bataklıkta... hepimiz savaş halindeyiz, kendi içimizde.... ruh, bir yanıyla melek, bir yanıyla fahişe! birkez bildin mi, birkez öğrendin mi, atamıyorsun içinden, bildiğin artık hep seninle...
Offffff!
sıyrılmam lazım, rahatlamam lazım... ve biliyorum, birşey var, sonrada, ileride, ona ulaşmam lazım...
bir oyun kurulmuş, adı hayat! öyle olsun, bende oynarım kendimce, ama dikkat edin! ben çok sert olabilirim, oyuna bir inanırsam, öldürüp, ölebilirim... depresifik
6 yorum var - 05 Ağustos 2008 22:07
yeni dünya, hoşsohbet, hoşseda biraz deniz, bol gırgır, şamata... eskisiyse bir avuç gazi! bu şehre her gelişimde, kader ortaklarımın, yitip giden haberleri... ve bağırıyor bizon: siya siyabend sidileriiiii
eski dünyada oturup, bir soluk almak istiyorum... köhne sokak, izbe mekan... oturuyorum sabırküpü dostumun karşısına nice anılar tazeleniyor... çok az konuşsak da, anılar yüzümüzde canlanıyor... sadece misafirim bu yerde, gene de rahat vermiyorlar,bulaşıyorlar... anlıyorum,anlıyorum ki, kirli sokaklarda, bu sokakları bitirmiş ermişlere, yer yok...
ya şeytan olacaksın, ya da ölümüne deli...
şimdi, yoksul evimde, zengin ve temiz düşlerimdeyim... sanırım, böylesi en güzeli... depresifik..
çıkmaz sokak insanları yaşam kaçkınları nasılda severler maskeleri... kim nerde, kimin eli kimin cebinde? hep hasta ruhlar! sağlam olan küveytde değil, denizde yüzer...
zindan, zincir, ve arzu! bunun bir yolu yok mu? ah! nasıl da yalancı diller besleyemezler gönlü, zehirlerler! güdülerin itkisiyle, pusuda bekliyor acemi örümcekler...
ne aşk ayrılır sevişmekten, ne sevişmek ayrılır aşktan...
utanç ve isteğinizin savaşı hasta ediyor ruhlarınızı çünkü kendinize gerçek değilsiniz... depresifik...
7 yorum var - 27 Temmuz 2008 20:52
içmeli bu gece 3-5 saatliğine de olsa unutmalı ruhu,sevgiyi, unutmalı isimleri, yüzleri,sesleri... bir şarkı tutturmalı, pink floyddan sıyırma ve sayıklama sonrası,
adı gençlik hırsı olmalı:
"pis bir kadına ihtiyacım var" "pis bir kıza ihtiyacım var"
biliyorum, sadece laf bunlar, acı ve öfkenin söylettiği... ama, birşey demeliyim, birşey söylemeliyim...
bu da benim küfrüm olsun, bunu küfür farzedin... depresifik...
Pink Floyd - Young Lust (Gençlik Hırsı)
Ben yeniyim buralarda Bir yabancıyım bu şehirde Nerede iyi vakit geçirilir? Kim etrafı gösterecek bu yabancıya? Aaaaah pis bir kadına ihtiyacım var Aaaaah pis bir kıza ihtiyacım var Soğuk bir kadın var mı bu ıssız yerde Kendimi gerçek bir erkek gibi hissetmemi sağlayacak Al bu rock & roll kaçkınını Aaah bebek özgür kıl beni Aaaaah pis bir kadına ihtiyacım var. Aaaaah pis bir kıza ihtiyacım var.
2 yorum var - 25 Temmuz 2008 19:52
ya ben yalancıyım, farkında değilim, ya da siz yalancısınız... ya gülüşleriniz, bakışlarınız yalan, ya da ben yanlış görüyorum...
belki de, gerçek dediğimiz de yalan...
eğer aklımı dinleyen biri olsaydım, bir çözüm bulurdum elbet... bir yer bulurdum bu oyunda kendime...
sanırım şimdi, susma ve bekleme zamanı... burdayım ve takipteyim!! ya düşecek maskeler, çıplak kalacak ruhlar... ya da çekip gidilecek ama giden ben olmayacağım siz giderken,ardınızdan bakacağım... depresifik...
6 yorum var - 24 Temmuz 2008 01:07
delilik pahasına dürüstlük,dürüstlük pahasına delilik... ve 9 köyden kovulma... damgalanma... zor iş doğruyu söylemek, ben olabilmek... vesselam...
depresifik
gerçekse aradığın gerçekten, basitte ve adide gizlidir o, yaldızlı imgeler, nakışlı hecelerde değil !
insan, herkesi görür de kendine kördür, öyle saptırır gerçeği ihtişam. sarmaşık gibi yüssüzdür, tutunabildiği her yere uzayan.
sonsuz bir tünel gibi, hiçlik ! varyete, döngüsel mastürbasyon.
ister inançlı ol, ister inançsız, gün ola devran döneyle geçer zaman. oluruz bir varmışız, bir yokmuşuz, hiç farkına varmadan...
insanlık daha çocukken, sapmış gerçeğinden. yanlışını yalan üstüne bindire bindire, yabancılaşmış kendi özüne. izm'ler İzm'leri doğurmuş, şizofren olmuş dünya.
insanlık,bu uğurda savaşmış ölmüş. paranoyadan başka ne bırakmış günümüze?
gerçekse aradığın gerçekten, önce içine, sonra sokağa bak ! yaldızlı imgeler, nakışlı hecelere değil...
depresifik
Olayların cereyanını görmek, ve bunun idraki içinde olmak, bu karşıtlık okyanusunda... İblisin çağırısı ve Tanrınının buyruğu
Bilinmeyenin büyüsü ve çekiciliği var, korkma git ! seni çeken yere, sen ancak böyle sen olabilirsin. Ama, yaşam bir maskeli balo, ve hepimiz gerçeğin acısından korkan, Pandomim oyuncularıyız...
Duygu istiyor,akıl düşünüyor, ve beden harekete geçiyor, İsteksel eyleme saygı duyuyorum, ve sonra, seni görmemin sakıncası var mı? diye, soruyorum kendime...
İblisin yetenekleri ve Tanrının gücü. Ve bir kedi miyavlıyor dışarda, Bu kez daha farklı olacak, Mı?
Kapana sıkıştım galiba, öyleyse kendine izin verme, unutma deniz göz kamaştırır ve sakin ol, Bak dışarda büyük bir dünya var, Mı, acaba? Acaba kendimde miyim?
İblisin özgürlüğü, Tanrının hakimiyeti. Ve insanın ikilemi.
Saat kaç oldu? Katrilyonlarcayı trilyonlarca geçiyor.
Seksüel dürtüler ve kozmik ışık.
İnsanlar yürüyorlar ama, adımlarının farkında değiller...
Etrafını kolaçan et,
ve düzenin düzensizliğini gör gene de, yılma,
sihirli bir atmosfer yarat kendine,
sahipli bir geçmişin olsun.
Ve unutma şimdiye sahipsin zaten,
yarını da şimdi doğurur...
Canlı bir varlığın içinde yaşıyorsak, ve eğer bu varlık kusarsa, bizim için hiç iyi olmaz...
İyilikler ve kötülükler! Bu kavramlar görece ve yanılgılar içinde...
Duygularını ifade et diyorlar,peki, neli olsun, ağdalı mı imgeli mi ? Ne o bir problem mi var? Düşünüyorum! Defolu muyum, yoksa kaçık mıyım ? sittir lan! çorap mıyız be...
Artık şehrin merkezinde, hayal kurma kursları oluşturulmalı, biz insanlar, çok sıkıcı hale geldik çünkü.
İblisin çarpım tablosu, Tanrının geometrisi. İnsanın kör cahilliği...
Ve şimdi seksüel düşünceler:
Meme uçları gizemli bir yolculuğun, hassas kapıları.
Kulak memeleri
titreyiş ve saflık.
Parmak uçları: varlığın fişi, ve algının dokunuşu...
tamam,yeter artık. haydi gir içeriye! hay aksi ! kapı kapanmış. ya da ben bulamıyorum. kahretsin ! buralarda bir yerdeydi, olmalıydı...
Gerçekten nerdesin şu anda, ve ne yapıyorsun acaba, uyuyor musun, yoksa sevişiyor musun ? bu konuyu da sittir et be! Sevdik, güldük, ağladık, giden gitti işte...
İnsanlar benim yanımda neden tedirgin, yoksa ben miyim tedirgin olan ? Korkutuyor muyum onları, yoksa ben miyim korkan ? Sıkıyor muyum onları, yoksa ben miyim sıkılan ? Bu soruların cevabı beynimde, ya çok geri kalıyor, ya da çok ileride...
Tanrı: dinginlik... İblis: renkli karnaval hikayesi... İnsan: kargaşanın doruğu... ama, gene de gerçek...
Kaçınılmaz, tekrar seksüel düşünceler ;
Temas:
uyarı unsuru ve duyusal hoşnutluk.
Dik kamış ve dik meme uçları
zevk sinyalleri...
ılık dudaklar:
bedensel geçiş kapıları. ve öpüşmenin ıslak sesi, evrensel ritme uyum, ve haz türküleri...
İşte aklıma geldin yine, ama sormuyorum bu sefer kendime, nerdesin ve ne yapıyorsun diye...
Ne garip ! insanlar büyük bir boşluğun içinde yaşışıyorlar, ya da çılgın bir doluluğun dışında...
İnsanlar kendi iç gerçeklerine ulaşabilselerdi, her insan filozof gibi düşünür, ozan gibi konuşurdu...
Sonkez seksüel düşünceler ; Mmmmmmmmmmmmmmmmm.
Ne yani dejenere mi oldum şimdi ? Budala olma oğlum! bu var olmanın sebebi.
Ya Sıfat ve Kariyer ve Para ?
Düşünüyorum, o halde varım'dan sonra,
Hala düşünüyorum...
trafik sakinleşti,birazdan uyurum...
depresifik...
8 yorum var - 27 Haziran 2008 20:05
Değiştiremeyeceğin şeyleri, kabul et, ama en önce, kendinle yüzleş, kendini tanı ve kendini kabul et...
Bil ki, değiştiremediğin şeyler de değişicektir, zamanı geldiğinde, sabır et...
Gecesiz gündüz, acısız bilinç yoktur. öğrenmekten korkma, düşüp kafanı, gönlünü acıtsan da yoluna devam et...
Karşılıksız sevmeyi öğren, ve aşka inan, seni inim inim inletse de, onu yüceltmeye devam et...
Bu dünyada, herkese ve her düşünceye ihanet et, ama, kendine asla ihanet etme...
Kendine ihanet eden, hiçbir zaman kendi olamaz, kendi olamayan da dürüst olamaz, dürüst olmayan da, zaten, dostlarına ve ideallerine ihanet etmiş olur...
Eğer arayış içindeysen ve öğrenme sürecindeysen, zik-zaklar çizmekten korkma, doğru sandığının yanlış olduğunu kavradıysan, geri dön , bırak sana dönek desinler, dost sandıkların seni terketsin, sen yoluna devam et...
Çok zorludur bu yol, sonu gerçeğe ve biraz da deliliğe çıkar. korkun varsa hiç girme, yalanlarla avunmaya devam et...
Depresifik...
girip girip çıkıyorsun ruhuma, kör bir bıçak gibi... ya gel. sahip ol ruhuma, ya da git. özgür bırak ruhumu... sakın yorum yapma, istemiyorum, açıklama yapma, beni ortak etme azabına... gelmiyorsan eğer, birdaha n'oolur yazma, uyuyan sevgimi uyandırma... kör bir bıçak gibi, girip girip çıkma ruhuma...
depresifik
sayende hayallerde yaşar oldum aşkımı kelimelerle sevişir oldum ama bilirmisin o klavyeye basan parmaklarda da bir ruh var...
ve o kelimeler ki, yanan beden, tutkulu ruh, dinmeyen yağmur, batmayan güneş, dudakların, gözlerin, ellerin, saçların ve kokundur...
hiç kandırma kendini ne kadar açsa ruhum ve bedenim o kadar açsın sen de bir yudum sevgiye...
yüceltebilirizde birbirimizi, terkedebirizde... dokunabilirizde gözlerimize, yumabilirizde... sen iste, başlayabilirizde, bitirebilirizde... sen iste...
ve unutma! o klavyeye basan parmaklarda da bir ruh var...
depresifik
yalanlarımla seveceğinize, doğrularımla nefret edin benden... her hangi birşey uğruna, kendime ihanet etmemi,beklemeyin benden...
ya gelin, tümden, ya da gidin, tümden...
ey istanbul! nice sevinçlerim, nice acılarım var sende... varoşlarında doğdum, büyüdüm...
70 lerdi,savaş vardı, öldürüyordu birbirini sağcısı solcusu...
düştüm kalktım, kanımı akıttım, arnavut kaldırımlarına...
dayak yedim ortaköy de, doruyu söyledim diye...
şekerli yoğurt yedim, kanlıca da seyre dalarak boğazı...
istiklal caddesi,evim oldu, sarhoşlar, keşler, tinerciler dostum oldu...
yüz yıllık binaların karanlığında,gölgesinde, cihangir'de, tarlabaşı'nda, ya da bir tuvalet içinde, zehirle ölen arkadaşlarım oldu...
derin sevdalar yaşadım ''aşk''ım oldu da, çöplerin bile cennet göründü...
yaldızlı imgelerle süslenmiş, etrafı jungle,ortası bataklık...
ve parası olmayan için, her türlü sefalete açık...
her türlü rezillik ve her türlü acıya gebe, torbacı, pezevenk, orspu, ibne...
kısacası, satanlar ve satılanların şehri istanbul...
herşeye rağmen, çok seviyorum, çok özlüyorum seni... ey istanbul!
depresifik...
çok yük yüklemeyin omuzlarıma taşıyamam... ben de insanım işte! üstelik eksik bir insan... dünü, bugününe benzemeyen insan... aklı duygularına esir olmuş, dürtüleriyle yaşayan insan... öyle, çok güvenmeyin bana, ben bile güvenemiyorum zira,bana...
ve bilin ki dostlarım! ben bu sosyo yu ciddiye alıyorum, herşeyi bekliyorum, herşeyi umuyorum... bir dostumun dediği gibi, hata yapıyorum... ama elimde değil, bir yerde, ya varımdır BEN olarak ya da yokumdur. başka türlüsünü öğrenemedim ben... varın aptal deyin bana,ama, öyle, çok yük yüklemeyin omuzlarıma taşıyamam...
depresifik...
Bir insanın içinde neler saklı olabileceğini yaşayarak gördüm... Masum insan yok ,az kirlenmiş ya da çok kirlenmiş insanlar var. Ve bunun farkında olanlar ve olmayanlar var. En kötüsü de kirliliği yaşam biçimi olarak benimsemiş ve bu yaşam biçimini sürdürenler var.
Hemen belirteyim ki,ben psikolog ya da sosyolog değilim.hatta akademik bir eğitimim de yok... Yaşadıklarım ve çevremde gördüklerimin bana kattıklarıyla bu konuyu değerlendirip, sizlerle paylaşma ihtiyacı duyuyorum...
Ve BENİ buna iten tümüyle KİŞİSEL bir duygu durumu...
Konumu,kültürel yapısı ne olursa olsun,hiyerarşik apartmanın hangi katında oturursa otursun, dipte, enözde insanlar aynıdır
Bedensel ve duygusal gereksinimlerini karşılama mücadelesidir, yaşam denen bu süreç... Bu mücadele, hem dışa karşı, hem de insanın kendi içinde, kendi kendisiyle yaptığı bir mücadeledir.VAROLMA, BEN olma savaşı...
Hissetmek ve hissettiğini akıl yoluyla tanımlamak,duygularımızı geliştirirken, beniçin oluşacak iyiyi ve kötüyü, bunun sonucunda da tercihlerimizi belirliyecektir... İnsan, sürekli bir öğrenme sürecindedir.söz konusu duygular olduğunda, bu öğrenimin tek yolu kendi duygularını ötekiyle birlikte hayata geçirme ve sonucunda ortaya çıkan olguyu, hiç çarpıtmadan, egosuna yenilmeden,gururuna aldanmadan değerlendirmesi gerekliliğidir...
Biliyorum,sözünü ettiğim bu içe bakış ve olguyu anlamlandırma yetisi çok zor elde edilebilinir...
Bu yetiyi elde edbilmek için kişinin kendi gururunu ve egosunu yenebilmesi şarttır...
Ve bunu gerçekleştirebilen -filozofların dışında- insanların büyük çoğunluğu dibe vurmuş ve tekrar doğrulabilmiş olanlardır...
NEDEN? çünkü; dibe vuran insanın artık kaçacak yeri -içinde ve dışında- kalmamıştır.ve kişi bu durumda istese de istemese de kendisiyle yüz yüze gelir, daha önce çarpıttığı,-
(ego ve gurur yüzünden görmek istemediği,yaşamın karşısındaki zavallılığını ve olanları anlayamadığı için aptal durumuna düştüğü gerçeğini.)
- kendini kandırarak vardığı yanlış sonuçları, tüm çıplaklığıyla görür ve kendisini dolayısıyla da insanı tanır...
Gelinen nokta hiç de sanıldığı gibi insanı ferahlatıcı ve bilgeç konuma taşımaz... Aksine suçluluk duygusuna, red etmeye, yabancılaşmaya ve deliliğe taşır.
(akıl bunu öngördüğü için kendini koruma adına subjektif alternatifler üretir ve kendini haklı çıkarmak için çarpıtmalara ve saptırmalara yönelir.yani dibe vurmak da sanıldığı gibi öyle kolayca oluşacak bir süreç değildir)
Dibe vurmuş bir kısım insan psikiyatrik tedaviden sonra tekrar toplum içine dönerek yaşamını sürdürebilir ve artık insan ve toplumla ilgili KENDİNE AİT gerçek saptamalarıda vardır...
Çünkü delilik pahasına da olsa tüm çıplaklığıyla içine bakabilmiş ve KENDİ gerçeğini görmüştür... (hemen belirteyim ki,bu ancak gözlemci ve anlam sorgulaması yapan insanlar için mümkündür)
İnsanın kendi içine bakabilmesi için önce kendine yabancılaşması gerekir ki, bu isteyerek gerçekleşemez, yani bir insan, hadi şimdi, ben kendime yabancılaşayım da kendime şöyle dışardan bir bakayım diyerek bu durumu yaşayamaz,
(daha önce de söylediğim gibi akıl buna izin vermez)
ancak yaşadıkları, bir insanı o noktaya iter,ve her itilen de tekrar ayağa sağ sağlim kalkamaz... zaten o duruma gelmiş olanların yarısı intihar eder.. bir kısmı da o, yabancılaştığı boyuttan geri dönemez -sonradan ortaya çıkan şizofrenidir bu-
''Kendini tüm çıplaklığıyla görebilen insan, neyi görür''??
Bencilliğini görür,korkularını görür,zayıflığını görür, ve İÇSELLEŞTİRİR... Bir kavramı anlamak yetmez insana, asıl olan içselleştirmektir ki,bunun bedeli o insan için çok yüksektir. artık yalan söyleyemez kendine. bunu istese de -rahatlamak için- yapamaz.bencilliği uğruna gerçekleri saptıramaz,yaşam KARŞISINDAKİ korkaklığını ve acizliğini itiraf eder kendine...
kimse tanrı değildir, kimse yenilmez değildir, kimse herşeyi bilemez, kimse acıdan kaçamaz, kimse geçmişi -yaşanmışlıkları- değiştiremez...
Ancak,korkularıyla yüzleşir ve yetersizliğini, yaşamın karşısındaki çaresizliğini kabullenir... Genel anlamda hayatı, özelde ise kendini kabul etmektir bu...
Yaşamla ve kendiyle uzlaşmadır...
Daha çok ayrıntı var.yani bu yazı eksik,biliyorum. fakat, sabrım ve yazı dilim bu ayrıntıları göz önüne sunmama yeterli gelmiyor...
depresifik
beklemek! nehirlerin yatak değişimini...
susuz kalmış çiçekler gibi beklemek...
ummak! kuru toprakların yağmura özlemi...
nehirlerin varlığı serap mı, çölde susuz kalmış mecnun gibi mi? ummak...
depresifik
köpüren dalgalar üstünde yorgun bir sal gibiyim dilim hüzün bu gece şarabım, güzel marmara,bebeğim...
okunan her kitapla yakalıyorum yaşamın bir yüzünü kah paris te, kah pekin de, ya da istanbulda ne değişir ki? doğum aynı, insan aynı, duygu aynı heryerde...
şişeme vuran ışığın titreşimiyle oynuyorum çocuk gibi biraz sarhoş olunca aşkın rengine boyuyorum dünyayı bir an için soluk alıyorum düşümün sevgi dağında...
top seslerini duymuyorum ama biliyorum savaşanlar da var şimdi şu anda birçok yerde üşüyor, ölüyor, umut yiyiyor insanlar, ekmek yerine...
elimizde değil hiç değişmiyor ki, kah britanya da, kah brezilya da, ya da türkiye de insan aynı, vahşet aynı, ölüm aynı her yerde... güneş geriyorum acının üstüne bir an için soluk alıyorum düşümün sevgi dağında...
depresifik
neyi bekliyoruz bilmem ki, zaman akıp giderken zaman geçiyor : yaptıklarımız, yapamadıklarımız, umutlarımız,kaygılarımız tuğlalarını örüyor yaşam duvarımıza...
büyüyoruz ve ölüyoruz her geçen gün. hayatı emmeliyiz anne sütü emer gibi, korkusuz ve doğal...
yok , geri dönüşü yok, tekrarı yok ! her günü iyi yaşamak gerek en azından bunun için mücadele etmeliyiz. kontrolü yitirmeden...
depresifik
peki,ölen ölsün içimde kalanlar bana yeter... ilk değildir bu gitmeler, anlıyorum ki, son da olmayacak... keserim damarımı, akıtırım o kirli kanı... ben ki, bataklıkta büyüttüm, umutlarımı...
depresifik
yaşamın kasveti kol geziyor dört yanımızda, ölüm cazip geliyor dinginliğine çekiyor ısrarla us kararsız ve mağlup artık tutsak bu siyah hiçliğe içgüdü yeniyor zekayı yaşam sürüyor kederlerle...
herşeye rağmen,yaşıyor insan, gidip geliyor, başlangıçla sonun sınırında...
görmesine ve bilmesine rağmen köle insan, sindiriyor insan, eritiyor içinde... yaşıyor bu vahşetle, bu işkenceyle...
bir umut bir melankoli nöbetiyle, sığınarak düşlerine, içgüdü yeniyor zekayı, yaşam sürüyor acılarla...
depresifik
oyuncular farklı da olsa senaryo aynı... bir kadın bir erkek. kuşlar,deniz,çiçek, böcek. doğan güneşin umudu, ve beklentisi farklı iki yürek,
konuşanın sözleri kendine çarpar dinleyenin kulakları cahil olunca...
dili susar,kullanır dişiliğini;arsız! yoktur söyleyecek sözü, bedeni; silahıdır, ruhu; cilveli fahişe! ve yaşanır, şarap tadında yalan...
bir esriklik, kelebek ömrü kadar süren
yapışkan ve kirli anıların, hışmına uğramış, türevsel bir varoluş bu...
biter sarhoşluk, ardından, gurur,sinir savaşı, ve yanılgı. kuşku,yorgunluk,delilik ve isyan!
sevgiyle öldürüyoruz birbirimizi farkına varmadan...
an'ı sarhoş ederek yarınlara saklamak kendini istemek,özlemek ve beklemek yeni bir sabah,kaçınılmaz gelir gün batımı ardından...
gören, bilen ve hisseden; tecavüze uğramış ruhunun acısıyla, kaygılarıyla, asılı kalıyor öylece boşlukta...
kendini kandıransa; başka bedende mutlu. bu fahişe dünyanın;sürtük oyuncusu!
yapışkan ve kirli anıların hışmına uğramış, türevsel bir varoluş bu...
depresifik...
3 yorum var - 29 Aralık 2007 03:57
Zaman durmuş, deli insan,
Odasında bir aşağı bir yukarı yürüyen .
Silme acı duyguları, vurgun yemiş beyini ,
Hiçlik, karanlık ve öfke egemen... ................................................................................................
Delilik, başka dünya,
Gerçekliği yalnız kendi içinde olan .
Ne rengini gören var, ne dilini anlayan.
Koşturuyor acı, bir sağa bir sola,
Volta, morfin olmuş, volta, belkiye çıkan yol... ................................................................................................
Saatin sesi, tik tak - tik tak ,
Ama zaman durmuş içinde.
Gün doğmuş, sabah kuşları şakımış ,
Öğle gelmiş, güneş, yaşayana, nesneye can ışımış,
Gece olmuş, yıldızlar gökte saçılmış,
Ve saat hala, tik tak - tik tak ,
Ama zaman durmuş içinde .
Koşturuyor kasvet, bir sağa bir sola,
Volta, nefes olumuş, volta, cankurtaran...
depresifik
3 yorum var - 28 Aralık 2007 02:15
Töz tepesinin zirvesinden projektör tutuyorum şu kalabalığa,
içinizi görüyorum içinizi, en derin yerinizi.
Dalgın selamlar, masum sırıtışlar
ve yüzün bine bölünüşü.. ...............................................................................................
İnanç ormanınızda, ulu ağaçlarınızın karanlığında,
serkeş bir ayrıkotuyum.
Büyüyorum vahşice ve dolanıyorum yaşama,
varoluşumun hakkı bu... ...........................................................................................
Duyularımı parlatıyorum,
bekliyorum uzakların turuncu sesini,
Öğreniyorum yüzü bine bölmeyi,
gülü dalından koparmayı... ...............................................................................................
Kahinim, geleceğe zorunlu yolcu,
tanıkım bugüne, gamlıbaykuş...
.............................................................................................
Aşk, incecik bir daldı,
kendinden büyük dikenleri...
Bakın, ey aşkı bilenler, avuçlarım kan içinde,
ama, inadım inat dikenli dal,bırakmıyorum,
vazgeçmiyorum sana tutunmaktan,
eldiven takmasını öğrendim artık... ..............................................................................................
Buruk suyun yörüngesinde esen yelde,
sarhoş dumanlar uçuyor,
Düşe kalka uçuyoruz, gerçek!... ...............................................................................................
Rotamı çevirdim ışıyan sahillere,
Güneş uzakta, çok uzakta,
olsun varlığını biliyorum ya!... ...............................................................................................
Baltamı gömdüm toprağa ama,
çok yakınımda,
her an ulaşabilirim arzuladığımda... ...............................................................................................
Şimdi bir tapınak kuruyorum,
gülüp ağlamak,sevip sevilmek için,
İsterseniz size de yer var dehlizlerinde.
depresifik
2 yorum var - 13 Aralık 2007 22:49
Bir şey söyleyecektim ama,nasıl başlamalıydım?
buna karar veremiyordum.
Belki de bu kararı vermeme engel olan,
NEDEN, KİMİN İÇİN, NE YARARI VAR ?
şeklinde süre-giden,
insanoğlunun varolduğundan bu yana,
üstüne anlam bindirdiği soruları ,
kendime çok sık sormamdı...
................................................................................................
İnsana değin tek bir soru, sayısız cevaplarla,
nesnelerin gizli bütünlüğü içinde uzar gider.
Hareket ,sürekli hareket, DEVİNİM ÇEMBERİ
................................................................................................
Denizden buluta,
gübreden buğdaya,
patetesten dışkıya,
topraktan petrole,
METAMORFOZ !...............................................................................................
Her bilinen,bilinmeyenlere açılan
ufuksuz kapı aralıkları...
aralıklar sürecinin tümü,
yaşamın değişken görüntüsü ve çok sesli tanımı...
...............................................................................................
İNSAN! karşıtlıklar okyanusunda,
küçücük bir damla,
ÖKSÜZ ! Ve her şekilde yalnız...
Böyle de olsa bir şey söyleyecektim,
Söylemeliydim. çünkü ben vardım,
çünkü siz vardınız...
................................................................................................
Evren bir bütün de olsa, içinde barındırdığı yıldızlar
birbirine çok uzaktı:
topuğumuzdan alnımız kadar uzak ,
buzdan su kadar uzak ,
cellattan idam mahkumu kadar uzak ,
rock müziğinden cumhurbaşkanı kadar uzak,
yeni doğmuş bebekten ölü dedesi kadar uzak,
Ama tüm ayrıklığına rağmen bir, bütün,
ve zamandaş ve mekandaş...
...............................................................................................
Böyle de olsa bir şey söyleyecektim,
Söylemeliydim...
. Çünkü kücücük bir sözdü başlatan,
İnsanlık hikayesini...
depresifik
|
|